Trump Suriye'den çekiliyoruz der demez ABD dış işleri bakanlığı derhal bir yalanlamada bulundu ve bütün bunların üzerinden 2 gün geçmeden Trump bu kez, kimyasal silah kullanıldı gerekçesiyle Suriye'ye saldırmaya hazırlanıyor. Pentagon Trump'tan daha güçlü olduğunu birkez daha gösterdi. Britanya ve Amerikan yahudilerinin doğrultusunda gitmeye çalışan Trump, zira onların desteklediği bir kukladır kendisi, tehditlerin yoğunluğu artınca ve Wietnam'dan çekilmek isteyen Kennedy'ye yapılan ikna edici suikasti hatırlayınca artık bugünden itibaren Pentagon'un malı olmuştur.
Rusya epey bir zamandır Guta'daki, Abd ve Israil güdümünde hareket eden ve Türkiye iktidarının da hiç laf etmediği islamcı teroristler eliyle kimyasal bir provakasyon yapılabileceği olasılığından bahsediyordu. Hem Saudi Arabistan hem Israil hem de Türkiye'den Yenişafak gazetesinin temsil ettiği silah sektörü, hep birlikte Abd'yi Guta'ya müdahale etmeye davet ediyorlardı. Bu sisli havaların kokusunu alan ve böyle fırsatları hiç kaçırmayan ve Pentagon fasizminin Israil'deki sesi olan Netanyahu hükümeti de derhal Suriye'yi ve Suriye'deki Iran'ı bombalayarak yakın zamanda Suriye'ye saldırması beklenen Amerika'nın öncü gücü olacağını belli etti.
Yakın zamana kadar Amerikan ulus devletini temsil eden silah sanayinin ve kurucu unsur wasp'in pentagonu ile Britanya ve amerika yahudilerinin bölge üzerinde bir çıkar çatışması söz konusuydu. Iki taraf için de ölümcül bir hal almaya başlayan bu çatışma düzlemi, yerini her konuda olmasa da bir anlaşma düzlemine bıraktı.
Buna göre Rusya, Iran, Irak üzerinde etkili olan Ingiltere devleti ve Ingiltere merkezli yahudi finans baronları ilk önce casus skandalıyla Rusya'yı masadan atıp Amerika'ya yakınlaşırken, Iran üzerine yapılacak askeri bir müdahaleye yeşil ışık yaktı. Iran'in etkisinde hareket eden ve millet vekillerinin %60'ı ingiliz vatandaşı olan Irak'ta da bu etki hissediliyor zaten.
Fettullah Akp'si zamanında koşulsuz şartsız amerikan evanjelik siyonizminin projelerine hizmet eden bir Türkiye'den, Ingiliz çizgisine yanaşan bir Erdoğan AKP'si eliyle eski amerikan ortaklarının elemanlarını hain düşman ilan etmiş ve onlarla ve abd'ile mücadele eden bir Türkiye'ye dönüşmüştük. 15 temmuz darbe denemesi de zaten Erdoğan ve Fettullah çizgilerinin çatışması neticesinde Abd Pentagon'unun Türkiye'nin kendi güdümünden çıkıp Britanya yahudilerinin etkisine girmesi üzerine gerçekleşmişti.
Türkiye'nin jeo-stratejik zorunlulukları ve derin gerçekleri Erdoğan'ı ülke bütünlüğünü savunmaya ve Fettullah'in elinde oyuncak edilmiş Atatürk simgesine yakınlaşmaya mecbur etmisti.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları bunun eseri ve sonucudur. Amerikan ve ingiliz çıkarlarının çatışmasının yarattığı boşluktan yararlandı Türkiye.
Ama bugün Amerika ile Ingiltere'nin yeniden zorunlu yakınlaşması sonucu, genlerinde amerikan emperyalizminin kanı dolaşan sunni siyasal islamci çizgi yine eski güzel günleri yadedior ve amerikan pentagon sopasına tutunuyor. Yenişafak gazetesinin manşetleri bunun çok açık delilidir kanımca.
Amerikan emperyalizmine karşı bayrak açtığını söyleyen ki kısa bir dönem için dogrudur bu,Turkiye, arkasına Ingiliz yahudi emperyalizminin rüzgarını almış ve emperyalist devletler masasında oturmayı arzulayan yeni bir bölgesel emperyalist devlet olarak sahneye çıkmaya çalışıyordu. Devletin bekası açısından bu olmasi gerekense de kamu oyuna verilen mesajlar hep mağdurun hakkını arayan ve antiemperyalist mücadelenin bayrağı olan bir Türkiye tasfir ediyordu. Oysa bugun yine Türkiye'nin Suriye üzerinde yine ABD ve İsrail ile flört ettigi gözleniyor.
Rusya'yı Suriye'den, dolayısı ile Akdeniz'den çıkarmak isteyen, Iran'i çökerterek Çin'in enerji ihtiyacını Saudi Arabistan üzerinden kontrol etmeyi amaçlayan Amerika ve bölgedeki jandarmasi Israil ile çıkar birliği yapmaya çalışan ancak Suriye topraklarından ve uzun kıyıları olan akdenizdeki enerji kaynaklarından hakki olan payını isteyen bir emperyalist (cihan-i şumul diyirlar kendileri) Türkiye var şimdi.
Konjonktürün inanılmaz bir hızla değiştiği coğrafyamızda dolayısıyla dostlar ve düşmanlar da hızla değişiyor.
Değişmeyen tek şey ise Türkiye devletini oluşturan sermaye ve vurucu güçlerin simdilik çatışıyor görünseler de
kapitalin gücünde buluşmakta oldukları ve bu gerçek doğrultusunda küresel sömürü düzenine toplumu entegre etme yolunda hızla ilerledikleridir.
Devlet denen sermaye ortaklığının bekası ile halkın bekası arasında dolaylı bir ilişki olsa da, kurgulanacak yeni pazar içerisinde çok da ucuza satılmamak için sistemin hem iktidardaki hem de muhalefetteki aktörlerine karşı bir arada yaşama kültürü ve halk faydası taraftarlığı temelinde bir muhalif duruşun oluşturulması ihtiyacı çok açıktır.
ÖmerDevrim Karatop