Tarih: 01.01.0001 00:00 Güncelleme: 11.04.2018 11:45 290
ATEİZM, İSLAMOFOBİ, SİYASAL İSLAMCILIK ARASINDA ERİMEKTE OLAN LAİKLİK VE SEKÜLARİZM

ATEİZM, İSLAMOFOBİ, SİYASAL İSLAMCILIK ARASINDA ERİMEKTE OLAN LAİKLİK VE SEKÜLARİZM

  'Te' kavramı altında insan aklının yarattığı pagan tanrıları reddeden Samed Allah inancı ve onun üzerinde vücud bulan hakkaniyet ve adalet yolu olan islam , İbrahim peygamberden bu yana ve Muhammed resul'e kadar daima akıl ve vicdan birliğini öğütlemiş olmakla bizatihi ateisttir. Zira bahsettiğim gibi dünyevi te'leri reddetmistir. Dolayısıyla 'Allah' ve tanrı aynı anlamda değildir. Islâmi yolun öğütlediği ve islâmî takvanın ve ilahi kelamın özü olan çalışma, üretme ve paylaşma ahlakı, dengesizlikleri denk kılma, eşitsizlikleri eşitleme çabasına davet, insanın varoluşuna odaklanarak ilahi düzeneğin kurgusunu idrak etme çağrısı, ikra, idrak ve iman üçlüsü olarak yeryüzündeki tüm iktidarlar için bir tehdit olmustur. Bu nedenle siyaset aracına dönüştürülerek dinsel bir kült halinde , anlamına vakıf olunması engellenmis bir 'din' oluşturan ins'lerin din adina yaptığı deformasyonun sonucu olarak, kendi çıkış noktasını dahi hatırlamayan ve tanrı kavramı ile samed allah kavramını bir tutarak , piyasada satışa sunulmuş dinsel kültleri ve hurafeleri reddettiğini sanarak hakkaniyet ve akıl ve merhamet birliği olan ilahi yolu da inkar eden ins'lerin içine düştüğü bir karanlık kuyudur günümüz ateizmi. Siyasal islamci şekilci biatçaların dünyevi iktidarcıkları ile islamofobik inkarcı dünyevi iktidarcıkların ortaklaşa olarak yok etmeye çalıştığı şey aslında aynıdır. Kabul etmek için de reddetmek içinde bilmek gerekiyor. Öz ve şekil  arasındaki dağlar kadar büyük fark belirleyicidir. Günümüzün dandik dinleri, günümüzün dandik ateistlerini besliyor. Biri, diğerinin sebebidir. Samed allah inancını ve hakkaniyet ve dünya barış yolunu ilk önce islamı kendilerine gote sekillendiren ce müslümanlik iddiasıyla yaşayan, arap ve yahudi geleneklerini ilahi sanan tefeci iktidarların yarattığı atmosfer dinamitliyor.   Bu girişten sonra aşağıdaki inceleme daha anlaşılabilir bir temele oturur sanırım.   LAIKLIK, SEKÜLERIZM VE TURKIYE SORUNSALI   Laiklik 11.yy da vatikan güdümündeki kiliselerin kişi ve tanrı arasındaki ilişkiyi tahakküm altına almış olmalarına itiraz eden bazı kilise adamlarının,  din ve tanrı  arasındaki bu kurumu elimine etme gayreti ile dini halka indirme çabasının adı. Laïk kelimesi latince  halka dair demektir. Daha sonra 17 yy'dan itibaren baslayan ve 18yy sonlarinda  şekillenerek siyasi bir pozisyona dönüşmüş devlet kimliğine tekabül eder. Ve bu siyasi devlet kimliği inancı baskılamak amaçlı hareket eder. Oysa sekülarizm, kurumsal iktidarların kapışma alanı içinde insanın vijdan özgürlüğü temelinde her türlü dini ve dünyevi haklarını,  birinin diğerine baskı kurmayacak Şekilde belirlenmesidir. Ve bu iki kavram da hristiyan avrupa din ve devlet kurumsal çatışmasının ürünü ve sonucudur. Dolayısı ile o kültürün ekonomik modellemelerinin uğradığı değişiklikler paralelinde değişen yönetsel kurumların denge arayışıdır. Dolayısı ile ve bu nedenle bir tek laik model yoktur dünyada  (batida) . Amerika ayrı ingiltere ayrı, fransa ayrı ispanya ayrı,  almanya ayrı laik devlet kimliği geliştirmiştir.   Bizdeki Problem, hristiyan fransiz devlet kimliği modeli olan laiklik versiyonunu genel denge kavramı olarak da anlayabileceğimiz sekülarizm yerine kullanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Bu bir hata değil aksine bilinçli olarak bu sekilde yapılıyor. Çünkü amaç toplumsal dengeyi kurmak değil, o toplumu kontrol altında tutmak. Problemi yaratan ikinci bir taraf da,  ilahi olan imani kurumsallastirarak bunun yarattigi guc ile dunyevi iktidarı  elde etmeye çalışanların pozisyonu.  Sonuç olarak yolları farklı da olsa iki iktidar aygıtının alan kapmaca oyununa getirilmesi gereken bir denge söz konusu. Buna ister laiklik deyin ister vicdan özgürlüğü.  Sonuç değişmez. Şirk varsa ona karşı çıkan dünyevi direnç de var. Dünyevi baskı varsa imanî özgürlüğün direnci de var. Bunun dışındaki her aciklama aldatıcı.  Oysa hem laiklik hem de sekulerizm kavramının icindeki anlam,  bizim kültürümüzde zaten var. ( Sahih sufi gelenekte, müridan, devlet kapısından uzak durur.)  Ancak sistematiklestirilmemis bir halde bulmakta. Bu noktada kendi kültürel evrimimiz eliyle kurulacak ve kültürel kan uyusmazligi yaratmayacak bir sistem oluşturmamız engellendi. Konu hakkında bu kapıdan içeri girerek bilgilenmek gerek. Savunanin da, karşı çıkanın da söylemlerinin boş olması ya da hamaset kokmasının nedeni, konuya dair bilinçli yaratılmış kavramsal karmaşadır.   Laïk kelimesi, latince halka dair anlamıyla tanrı ile kişi arasına kimsenin girmemesi demektir demiştim, işte bu, islam kültürü içinde, bizatihi islam dininin kitabında herkesin her daim bildiği ve okuduğu fatiha süresinin 4., 5. Ve 6. Ayetinde tebliğ edilmiştir zaten. Bu bağlamda,  bu kelime üzerine eklemlenmiş negatif ya da pozitif yapay anlamları bir kenara koyarak  bakınca,  laik kelimesinin aynı zamanda bizim kültürümüzde 'şirk koşmaya' itiraz edilmesi gerekliliği anlamını aldığını görürüz.  Bu düzlemden yürümeye devam edersek bu kapsamlı denge arayışlarının bizim kültürümüz içinde var olduğunu görebiliriz. Bizim kültürümüz derken ille de inananlardan ya da müslümanlardan  bahsetmiyorum. Bu bölgenin hamurunun yoğrulduğu islamdan bahsediyorum sonuçta bu topragın çocuklarının ortak kültürü bu. Ezan duyarak buyumus ortodokslar  ya da bayram da el opmeye dedesine giden ateist cocuklar gibi.   Hala ve hala ısrarla, yukarıda açıklama çalıştığım kavramsal karmaşayı görmezden gelerek bu kavrama tutunmak, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak amaçlı değil aslında. Bu yapılan, emperyalizmin baskı araçlarından birine, statiko kapsamında sarılmak. Bunun adı laïkçilik. Bu yıkılmak zorunda olan şey işte.  Ihtitacimiz olan özgürlükler temelinde inşa edilecek kendi kültürümüzün evrimlesmesine yarayacak, yabancılaştırmadan, yabancı olmayan bir sekuler anlayışı sistemlestirmek.   Demokrasi masali, ancak ve ancak dunya sistematigi icinde karar verici noktasindaki devletler icin gecerli. Digerleri icin ayristirici ve uyutucu bir kavram.  Demokrasi ekonomik refaha, ekonomik refah da gorece bagimsizliga, görece bağımsızlık da karar masasında oturuyor olmamıza bağlı.   Sekularizmin ve demokrasinin, yani bir arada yaşama kültürünün olmazsa olmazı bunlar. Bu bahsettiğim neden ve sonuç zincirinin biri kopuk olunca işte hepimizin içine düştüğü bu, kavram kargaşaları kısır döngüsü içinde kalıyoruz. Bu bir fasit  daire. Bunu kırmak zorundayız. Omer Devrim Karatop
Çarşamba 3.6 ° / -3 °
Perşembe 4.8 ° / -2.8 °
Cuma 3.8 ° / -1.7 °